StopEver Product Family
Our Products

StopEver Migraine » Migren ve Baş Ağrısı Haberleri

Kaynak: Radikal Gazetesi 9 Ekim 2007

 
Doç. Dr. Hakan Topaçoğlu, kronik hastalıkları olanları, ramazandan önce mutlaka doktor kontrolünden geçmeye çağırdı.

 

NESRİN COŞKUN (Arşivi)

İZMİR - Ramazanda acillik olan hastalar incelendi, dört yıllık çalışmanın sonunda, orucun 12 önemli hastalıktan migren ve hipertansiyonu tetiklediği ortaya çıktı.
Çalışma İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi Acil Anabilim Dalı'nca, acil servise dört yılda başvuran binlerce hastayla yapıldı. Bugüne kadar sadece Türkiye'de değil çok sayıda Müslüman ülkede belli hastalıklar üzerine yapıldığını belirten, Acil Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Hakan Topaçoğlu, kendi araştırmalarının farkını ve bulgularını şöyle özetledi:
 

  • Oruçla özellikle kuzey bölgelerinde ve yazın açlık süreleri 18-20 saate çıkabiliyor. Genelde şeker hastalarının oruçtan etkileneceği bilinir, söylenir. Biz sadece bir değil orucun tetikleyebileceği 12 hastalığı araştırdık. O nedenle de araştırmamız dünyada yapılmış en geniş kapsamlı çalışma oldu. Araştırmamız Belçika'da yapılan üçüncü Avrupa Acil Tıp Kongresi'nde sunuldu, önemli dergilerde yayımlandı.
     
  • Özellikle 'Felç ve kalp krizi acaba ramazanda daha mı fazla' sorusuna yanıt aradık. Yine dünyada her 100 kişiden dört-altısında görülen diyabetin oruçtan etkilenip etkilenmediğini araştırdık.
     
  • Ramazanda acil servise gelip baş ağrısı ve hipertansiyon tanısı konulan hastaların sayısında yüzde 100 artış saptadık. Buna karşın diyabetli hastaların oruçtan olumsuz etkileneceğine yönelik bulgular bizim çalışmamızda çıkmadı. Yani diyabetin yanı sıra ramazan ayında başvurularında artış olmayan hastalıklardan en önemlileri felç (kanamasız), travmaya bağlı olmayan beyin damarlarında yırtılmaya bağlı kanama, travmasız beyin dokusu kanaması, astım atağı, kronik bronşit, kalp krizi. Yani oruç bunları tetiklemiyor.
     
  • Ancak tüm kronik hastalığı olanların ramazan ayı öncesinde hekimlerine başvurarak nasıl bir yemek düzeni, ilaç kullanımı ve günlük aktivite uygulayacaklarını öğrenmeleri gerekir. Migren türü baş ağrıları olan hastalar bu dönemde ataklarının artabileceğini bilmeli, doktorlarına danışmalıdır. Tansiyon hastalarının günde tek doz ve uzun etkili olacak ilaç kullanımı açısından doktora başvurmaları şart.
     
  • Literatürde oruçluyken kan şekeri, kolesterol, hormonal değişiklikler olabileceği tespit edilmesine karşın, çalışmamızda bunların kalp krizi, kronik bronşit, felç, astım, beyin kanaması gibi hastalıklarda anlamlı artış yapmadığı sonucuna varıldı.

www.trt.net.tr HABER
SAĞLIK15.07.2008 14:09
Migren, Eğitimli Kadınları Seviyor
Migren her şeyi kafasına takan kadınlarda daha sık görülüyor.
 TÜM HABERLER
Dicle Üniversitesi (DÜ) Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nebahat Taşdemir, migrenin eğitim düzeyi yüksek, her şeyi kafasına takan, mükemmeliyetçi kadınlarda daha çok görüldüğünü bildirdi.

Prof. Dr. Taşdemir, migrenin iş gücü kaybına neden olan şiddetli baş ağrısı olduğunu söyledi.

Ataklar ve genellikle yarım baş ağrısı şeklinde kendini gösteren hastalığın atak sırasında hastanın ışıktan, sesten, kalabalıktan rahatsız olduğunu belirten Taşdemir, ayda 4-5 atağı olan hastalarda bazen bu atakların 72 saat kadar sürebildiğini ifade etti.

Taşdemir, baş ağrısının orta şiddetten çok şiddetliye kadar seyredebildiğini kaydederek, "Migren, daha çok kadınları tercih eder" dedi.

"Masum Bir Hastalık Değil"
Hastalığın kalıtımsal olabildiğini, yanıp sönen ışıklar, parfüm kokuları, peynir, özellikle kırmızı şarap, portakal türü meyveler, domates, salam, sosis ve turşu gibi gibi bekletilmiş gıdaların hastalığı tetiklediğini belirten Taşdemir, şöyle konuştu: "Hastalarımıza ilacın yanı sıra eğitim veririz. Hastaya 'ağrının sevmediği şeyleri yapma, uykusuz kalma, az veya çok uyuma' şeklinde uyarılarda bulunuruz. Çünkü migren pek de masum bir hastalık değil. Beyinde bazı hasarlar meydana getirebiliyor. Damarlarda tıkanıklıklara yol açabiliyor. Yüzde, elde, bacakta uyuşmalar veya güç kaybı, bütün bu belirtiler ağırının geleceğini haber verir. Bu dönemde beyin damarları daralır. Beyinde bölgesel kan akımı azalır."

Stres En Önemli Tetikleyici Faktör
Baş ağrısını tetikleyen en önemli faktörün stres olduğunu, şehirli, eğitim düzeyi yüksek, her şeyi kafasına takan, mükemmeliyetçi kadınlarda migrenin daha çok görüldüğünü belirten Taşdemir, migrenin tedavi edilebilen bir hastalık olduğunu kaydetti.

Hastalığın sıklığını ve şiddetini azaltmaya yönelik tedavilerin yapıldığını ayda 4-5 atağın daha aza indirgenebildiğini belirten Taşdemir, "Her baş ağrısı migren değildir. Migren ataklar halinde gelir ve ataklar belli bir zaman içinde devam eder. Zonklayıcıdır. Sıkıştırıcı değildir" dedi.

Prof. Dr. Taşdemir, stresten olabildiğince uzak durma, oksijeni bol yerlerde yürüyüş türü hafif egzersizler yapma ve tetikleyici gıdalardan uzak durma önerisinde bulunarak, şöyle konuştu: "Hastalarımızın doktor kontrolünde ilaç kullanması gerekiyor. Gelişigüzel ilaç kullanmamalarını öneriyorum. Bazı baş ağrıları hastanın hayatında gördüğü en kötü baş ağrısıdır. Beyninde bomba patlamış gibi hisseder. Birdenbire yaşanan böyle bir ağrı, damar çatlamasına bağlı beyin kanaması veya beyin tümörü olabilir. Bu durumda vakit geçirmeden nöroloji kliniğine başvurulması şarttır."

Baş ağrısı çocuk ve ergenleri de vuruyor
Fazla bilgisayar kullanımı, azalan uyku süresi ve hareketsiz yaşamın, çocuklarda baş ağrısı sıklığını anlamlı şekilde artırdığı vurgulandı.
 

Kaynak: www.ntvmsnbc.com   20 Mayıs 2008


“7. Dünya Çocuk-Ergen Başağrısı Kongresi” Başkanı Doç. Dr. Aynur Özge, Türkiye’de ilkokul öğrencilerinin yüzde 49,2’si, ortaokul ve lise öğrencilerinin ise yüzde 75,8’inin baş ağrısı problemi yaşadığına dikkati çekti.
Haberin devamı

Aynı zamanda Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı öğretim üyesi olan Doç. Dr. Aynur Özge, çocukların yaşam stillerinde, teknolojik gelişme ve toplumsal değişimlere paralel ortaya çıkan değişikliklerin, baş ağrısı yakınmasını daha sık gündeme getirdiğini kaydetti.

Doç. Dr. Özge, “Ülkemizde ilkokul öğrencilerinin yüzde 49,2’si, ortaokul ve lise öğrencilerinin ise yüzde 75,8’i baş ağrısı problemi yaşıyor. Fazla bilgisayar kullanımı, çocuklarda giderek azalan uyku süreleri ve hareketsiz yaşam, baş ağrısı sıklığını anlamlı şekilde artırmıştır” dedi.

Gerek Türkiye’de gerekse dünyada, ailelerin baş ağrısından yakınan çocuklarına karşı yeterince donanımlı olmadıklarını belirten Doç. Dr. Özge, yapılan araştırmaların, ciddi baş ağrıları olduğunda dahi anne ve babaların yüzde 35’inin bu durumdan haberdar olmadıkları ve gerekli önlemleri almadıklarını gösterdiğini ifade etti.

Doç. Dr. Özge, “Çocuk ve gençlerde en fazla gerilim tipi ile migren ağrısı görülüyor. Aileler bunun ya farkında olmuyor ya da çocukların baş ağrısını önemsemiyor. Çocukta migren olabileceğini düşünmüyor. Migren ağrısı çocuklarda kısa sürdüğü için numara yaptığını düşünüyor. Oysa o yaşta çocuk tedavi edilirse erişkinlikte migren olma olasılığı yüzde 50 azalıyor. Gerilim tipi baş ağrısı da çocukta mutsuzluğa neden oluyor, okul başarısını düşürüyor. Eğer tedavi edilmezse bu ağrı ileride migrene dönüşebiliyor” şeklinde konuştu.

 

Kaynak : Menapoz.net

Ateş basması yüz bölgesinden başlayan, boyun ve göğüs kısmına, bazen tüm vücuda yayılabilen, bazen yoğun terlemeye neden olabilen bir "sıcak basması" olarak tarif edilebilir. Bedende hissedilen sıcaklığın önceleri yalnızca bir his olduğu düşünülmekteyken son bilimsel çalışmalar, ataklar esnasında bedensel ısının gerçekten arttığını göstermektedir.

Ateş basması menopoz dönemindeki kadınların önemli bir kısmının yaşadığı bir belirtidir. Genellikle menopozun ilk yıllarında ortaya çıkan bu durum bazı kadınların günlük yaşamını etkileyecek kadar şiddetli olabilirken, bazılarında önemsenmeyecek kadar hafif geçebilmektedir.

Ateş basması ataklarla seyreder ve bazı kadınlarda ataklar çok ender ortaya çıkarken, bazılarında günlük atak sayısı 50 üzerinde olabilir. Ataklar bazı kadınlarda saniyeler sürerken, bazılarında birkaç dakika devam edebilir.

Özellikle Adet Öncesi Gerginlik Sendromu yaşayan kadınlarda ateş basmaları menopoza geçiş döneminde ortaya çıkabilmekle beraber ateş basması, menopoz dönemine özgü bir belirti olarak kabul edilir.

Ateş basması atakları genellikle menopozun ilk 1-2 yılında devam eder ve bu süre sonunda ortadan kalkar. Bazı kadınlarda ataklar 5 yıldan uzun süre devam edebilmektedir.

Ataklar östrojen hormonu tedavisiyle çoğu durumda kontrol altına alınabilmekle beraber özellikle ruhsal stres durumlarında ek olarak başka ilaçların da tedaviye eklenmesi gerekebilmektedir.

Neden Ateş Basması Olur?

Östrojen hormonu beyin işlevleri üzerinde oldukça önemli etkilerde bulunur. Bu etkilerini gösterirken beyin dokusunda bulunan nörotransmitter adı verilen maddeleri aracı olarak kullanır.

Ateş basmasının beyinde hipotalamus bölgesinde östrojen hormonu etkisinin azalması ve beden ısısını ayarlaya "termostat" mekanizmada nörotransmitter madde dengesinin azalmasıyla ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Nörotransmitter Nedir?

Nörotransmitter iki sinir hücresi arasındaki bağlantıyı sağlayan kimyasal bir maddedir. Daha basit bir anlatımla nörotransmitterleri iki sinir hücresi arasında bilgi alışverişini sağlayan ulaklar olduğu söylenebilir. Bu ulakların işlevleri sayesinde beyinde bulunan milyarlarca sinir hücreleri saniyenin binde birinden daha kısa bir sürede birbirleriyle etkileşimde bulunabilirler.

Bir ismi hatırlamak, bir cümleyi ezberlemek, bir bedensel hareket yapmak, bir duygu yaşamak ve daha binlerce ruhsal ve bedensel işlev beyin içindeki ve dışındaki bölgelere bu kimyasal maddeler aracılığıyla iletilir ve işlem tamamlanır.

Nörotransmittter maddelerinin azalması veya çoğalması bu işlevlerin aksamasına neden olabilir. Başta serotonin adı verilen madde olmak üzere henüz yapısı tam olarak aydınlatılamamış olan binlerce madde nörotransmitter olarak görev yapmaktadır.

Günümüzde çeşitli ruhsal hastalıkların tedavisinde nörotransmitter dengesini sağlamaya yönelik ilaçlar başarıyla kullanılabilmekte ve her geçen yıl bu ilaçlara yenileri eklenmektedir.

Menopoz döneminde santral sinir sisteminde östrojen etkisinin azalmasına bağlı olarak ateş basması, uyku bozuklukları, mood (duygulanım) değişiklikleri, hafıza bozukluğu ve Alzheimer hastalığı ortaya çıkabilmektedir.
 

Baş ağrısı çekenlerin çoğu sorunu sinüzit ile ilişkilendirerek doktora başvurur. Peki sinüs hastalıklarına bağlı baş ağrıları kendini nasıl gösterir, burun ve burun kökenli ağrılar nasıl anlaşılır ve baş ağrılarının diğer nedenleri nelerdir?

Kaynak : NTV-MSNBC
03 Aralık 2007 Pazartesi

 Baş ve yüz ağrıları insanların hemen hepsinin zaman zaman yaşadıkları ve yakındıkları bir sorun. Baş ağrısı bazı kişilerde önemsenmeyecek kadar hafif, bazılarında ise normal yaşantısını sürdürmesini engelleyecek kadar şiddetli olabilir. Baş arısı ile ilgili soruları yanıtlayan Etiler Memorial Polikliniği Kulak Burun Boğaz Bölümü’nden Op. Dr. Haldun Şan, “Toplumda genel olarak baş ve yüz ağrılarının en sık nedeninin sinüs hastalıkları olduğu düşünülür” diyor.
Bazı baş ağrılarının ‘Yansıyan Ağrı’ olduğunu belirterek, ‘Karın ve göğüs hastalıklarında ağrının sadece başta ve boyunda hissettirebilecekleri, bulantı ve kusma gibi değişiklikler yaptırabilecekleri unutulmamalıdır’ diyen Op. Dr. Haldun Şan, “Burun ve burun kökenli baş ağrıları” ile ilgili şu bilgileri verdi:
AĞRININ PSİKOLOJİK YÖNÜ
Baş ve yüz, ağrının en fazla uğrak yerlerinden biridir. Buradaki en önemli neden, damarsal olaylardır. Havanın geçiş yolu buradadır; aşınmalara, hasarlara, bakteriyel istilaya kolayca uğrar. Burada bulunan organ parçaları kişi tarafından yaşamsal önemi olan organlar olarak bilinir. Ağrı uyaranı hayvanda sadece ağrı duyusunu ortaya çıkarırken, insanda bunun hakkında bir takım fikirlerin oluşmasına yol açar. Bu fikirler ağrının psikolojik yönünü oluşturur. Ağrının psikolojisi kişinin ağrı hakkında düşüncesi demektir. Bu da ağrı uyaranının değişik kişilerde değişik durumlara neden olabileceğini açıklar. Yüz ağrılarında yapılmış olan çalışmalarda ruhsal faktörlerin özellikle rol oynadığı tespit edilmiştir.
BAŞ AĞRISININ NEDENLERİ
Baş ağrısının işlevini çözmek, hastanın gelişinden itibaren araştırıcıyı birçok problemle karşı karşıya getirir. Baş ağrısının şiddeti ve lokalizasyonu, nedeni hakkında fikir vermeyebilir. Fakat nedenlerini kabaca ikiye ayırabiliriz:
1) Ağrıya hassas kafa içi dokuları
Büyük atar ve toplar damarlar, kafa ve boyun sinirleri ve beyin zarı
2) Ağrıya hassas kafa dışındaki dokular
Kafa derisi ve yüze ait atar damarlar, boyun kasları, burun mukozası, kulak ve dişler
Genel olarak yayınlarda bütün baş ağrılarında sinüslerin sorumlu olduğu oran yüzde 5-10 arasındadır. Sinüs kökenli baş ağrıları akut enfeksiyonlarda özellikle öne eğildiği zaman basınçlı ve vurucu tarzda hissedilir. Sinüs hastalığı olanlarda yüz ve baş ağrısı şikayetine ek olarak burunda dolgunluk ve tıkanıklık hissi ile burun veya geniz akıntısı da görülür. Bu üçlünün yani baş ağrısı, burunda dolgunluk ve akıntının varlığı hekimi sinüs hastalığına yöneltir. Yapılan çalışmalarda baş ağrısı şikayeti, burunda dolgunluk, anormal koyu renkli aşırı burun akıntısı ve yüzde basınç hissinden sonra dördüncü sıradaki şikayet olarak saptanmıştır. Yani akut ya da kronik sinüzit problemi olan hastalarda baş ağrısı aslında en az şikayet edilen durum olarak karşımıza çıkmaktadır.
EN SIK GÖRÜLEN BAŞ AĞRILARI
1-Sinüs hastalığı ile direkt ilişkisi olan baş ağrıları
2-Sinüs hastalığı dışında nedeni bilinen baş ağrıları
3-Nedeni bulunamayan baş ağrıları
Baş ve yüz ağrıları nedeni ile KBB’ye gelen hastaların çoğunda neden, damarsal kökenli bulunmuştur. Aslında bu damarsal kökenin temelinde de yine sinirsel bir neden bulunur çünkü otonom sinir sistemi denilen yapı damarların çalışma durumunu direkt olarak belirler ve bu da damarsal baş ağrılarını doğurur. Sinüs ağızlarının ileri derecede ağrıya hassas olduğu ortaya konmuştur. Buna karşı sinüslerin içini döşeyen mukoza pratikte ağrıya karşı duyarsızdır. Aynı şekilde burun mukozasından kaynaklanan ağrılar derinden sızı şeklinde ve zonklama ile beraber olmayan niteliktedir.
Gözyaşı artması, ışığa duyarlılık, kızarıklık ve ağrı duyusunun artması ile beraberdir. Konkalarda (burun etleri) ileri derecede ağrıya hassas dokulardır. Genellikle burun ve sinüs hastalıklarından kaynak alan ağrılar baş arkasına ve enseye yansırlar. Bunlar direkt etkiyle olmayıp baş arkası ve ense kaslarının ikincil, devamlı kasılmalarından kaynaklanır. Sinüs içindeki basınç sadece başta bir dolgunluk hissi ortaya çıkarır. Özellikle alt burun etlerinde streslerin, yorgunlukların, endişe ve ruhsal durumların ortaya çıkardığı damarsal değişiklikler konkalarda ağrı nedeni olurlar.
Burun orta bölmesi (septum) eğriliklerinde ağrının nedeni, eğriliğin konkalara (burun etlerine) baskısıdır. Bu baskı önde olduğunda çoğunlukla yüz bölgesinde hissedilir. Yukarıda olduğunda alın bölgesinde, arkada olduğunda gözlerin arkasında duyulur. Bu şekilde baş ağrısının derecesi, baskının ve tıkanıklık derecesi ile orantılıdır. Kişinin yattığı taraftaki burun etleri yerçekimi etkisiyle kan ile dolarak şişer ve eğer etlerin şiştiği tarafta bir de burun orta bölmesinde eğrilik varsa kişide bu tarafta bir baş ağrısı da ortaya çıkacaktır. Hasta aksi yöne yattığında bu baş ağrısının olmadığını söyler. Bu kişilerde çarpık orta bölmeyi düzeltmek ve etleri gerekli ilaçlarla büzmek baş ağrısını ortadan kaldırır.
SİNÜS NEDENLİ BAŞ AĞRILARI
Burun çevresindeki hava dolu boşluklar olan sinüslerden köken alan baş ağrısı nedenlerini kısaca:
1-Mukozal temas yüzeyleri ve vuran ağrılar
2-Havalanma yetersizliği sonucu oksijensizlik veya negatif basınç
3-İltihabi dokuların(polip) çevre dokulara basıncı sonucu ortaya çıkanlar şeklinde sıralanabilir.
Birçok sinüs hastalıklarında birden fazla sinüsün hasta olması doğaldır. Dolayısı ile ortaya çıkan şikayetler, bir ve birden fazla sinüsün oluşturduğu bir bütün olacaktır. Bunun yanı sıra yansıyan ağrı fenomeni de işe karışır.
Yanak bölgesi sinüslerinde ağrı, sinüs bölgesinden üst dişlere doğru ilerler. Ağrı bazen elmacık kemiği, geniz ve alın bölgesinde duyulur. Kronik sinüzitlerde ağrı, genel kanının aksine daha az rastlanan bir belirtidir. Yanak sinüsünün habis tümörlerinde ağrı ancak ileri devredeki bir şikayet olabilir. Yanak sinüslerinin kistleri de ağrı nedenidir. Kistler büyüyüp sinüsün içini kapladığında özellikle sinüs ağızlarına yaptıkları baskı ile ağrı nedeni olurlar. Ağrı genellikle şiddetli olup yanak bölgesinden taşarak alın sınırlara kadar dayanır. Gözyaşı salgısında artma ve burun tıkanıklığı vardır.
Burun kökü sinüslerinin akut enfeksiyonlarında aynı taraf burun kökü ve gözler arkasında ağrı vardır. Nadiren tek başına bulunur. Genellikle yanak ve alın sinüziti beraberinde pansinüzit şeklinde mevcuttur. Osteoma denilen selim tümörleri de başlangıçtan itibaren ağrı yapmaları ile tanınır.
Alın ağrılarında genellikle alın bölgesi sinüzitleri çok sorumlu tutulur. Halbuki alın sinüsü ağzının anatomik özelliğinden dolayı boşalmasının kolay olması, alın bölgesi sinüzitlerinde ağrının çok olmamasını sağlar.
Burun sinüsleri arasında özellikleri yönünden en az tartışması yapılmakla beraber, hala klinik bulguları yönünden hakkında son söz söylenmemiş olanı kafa tabanı sinüsleridir. Birçok şikayet ve hastalık hala kafa tabanı sinüzitlerinin sorumluluğuna sığınmaktadır. Akut enfeksiyonunda kafa arkası baş ağrısı, alın ve iki taraflı şakak ağrısı, omuza, dişlere, damağa ve buruna yayılan ağrı, ense sertliği, geniz arkası ağrısı, unutkanlık ve dalgınlık görülebilir.
Sinüs içerisinde bulunan hava teorik olarak dışarıda bulunan hava ile aynı atmosferik basınçtadır ve basıncın dengelenmesi, sinüs ağızlarının normal geçirgenlikleri ile ilişkilidir. Bu ilişkinin bozulması sinüsteki hava basıncının dış ortama göre fazla ya da eksiklik göstermesi gibi bir oluşuma neden olur.
Bunun pratik sonucu bir ağrının ortaya çıkmasıdır. Özellikle sinüs içindeki hava basıncının azalması ile beraber olan “vakum sinüzit” ve “vakum baş ağrısı” adı verilen bir oluşumdan söz edilmektedir. Bu durum; ya sinüs ağzının herhangi bir nedenle tıkanması ve içindeki gazların mukoza tarafından emilmesi sonucu olarak ya da dış atmosferik basınç değişikliklerine uyum sağlamaması sonucu olabilir. Sinüs ağzının iltihabi, alerjik ve tümöral oluşumlar sonucu tıkanması ve hava geçirgenliğine mani olması ile açıklanmaktadır. Sinüs ağzının açılması ağrıyı ortadan kaldırır.
Bunun dışındaki baş ağrıları tipleri ve özellikleri şöyle sıralanabilir:
1.Gerilim tipi baş ağrısı: Şiddetli olmayan, sürekli bir ağrı. Zonklama yoktur, başta veya boyunda sıkılık hissi vardır.
2.Migren: Şiddetli ve zonklayıcı ağrı. Genellikle başın bir tarafında veya bir gözün arkasında hissedilir, parlayan bir ışık görme hissi (aura) olabilir veya olmayabilir. Işığa veya sese karşı hassasiyet, mide bulantısı veya kusma olur.
3.Demet (küme) baş ağrısı: Şiddetli ağrı. Genellikle tek göz çevresinde veya arkasında hissedilir, burun tıkanıklığı ve göz yaşarması olur. Ağrı genellikle uyku sırasında gelişir, bu ağrılar bir yıl kadar süre görülmeyebilir ve sonra geniş bir dönem günlük olarak yaşanır.
4.Kadınlarda adet döneminde yaşanan baş ağrısı: Migrene benzer bir ağrıdır. Çoğunlukla yumurtlama veya adet döneminde veya hemen önce veya sonra oluşur.
5.Kafeine bağlı baş ağrısı: Zonklayıcı ağrı
6.Yorulmaya bağlı baş ağrısı: Ağrı, baş genelinde olup belirli bir bölge ile sınırlı değildir.
7.Eklem baş ağrısı: Başta basınç veya sıkışma hissi ile çenede ağrılı bir “çıtırdama” olabilir.
8.Romatizmaya bağlı baş ağrısı: Boyunda veya başın arka bölümündeki ağrı hareketle artar.
9.Göz yorgunluğuna bağlı baş ağrısı: Ağrı alında hissedilir
 

 

Kaynak   www.ntvmsnbc.com
Başağrılarının 300’den fazla farklı tipi var. Birçoğunun kökeni halen tam anlaşılmamış olmakla beraber genellikle iyi huylu özellik sergiliyor. Ancak bazen ciddi ve yaşamı tehdit eden nedenlerle ilişkili olabiliyor.

 
 14:08 25 Ağustos 2005 Perşembe

İSTANBUL - Anadolu Sağlık Merkezi’nden Nöroloji Uzmanı Dr.Sema Demirci başağrısı tipleri hakkında belirtisinden tedavisine faydalı bilgiler verdi.


 

Baş ağrıları tüm dünyada hekime başvurularda en sık dile getirilen yakınmayı oluşturuyor. Kadınların yüzde 5’i ve erkeklerin yüzde 2.8’i her yıl 180 gün ve üzerinde süreyi baş ağrılarıyla geçiriyor. Baş ağrılarının 300’den fazla farklı tipi var. Birçoğunun kökeni halen tam anlaşılmamış olmakla beraber genellikle iyi huylu özellik sergiliyor. Ancak bazen ciddi ve yaşamı tehdit eden nedenlerle ilişkili olabiliyor.

Baş ağrıları hemen tüm dünyada Uluslararası Baş ağrısı Birliğinin(IHS) belirlediği kriterlerle sınıflandırılıyor. Oldukça geniş kapsamlı olan bu sınıflamaya göre; primer ve sekonder olmak üzere ikiye ayrılıyor.

Primer (birincil) baş ağrıları:
Baş ağrısını açıklayacak herhangi bir sistemik ve/veya beyin hastalığı olmuyor. Bu grupta migren, gerilim tipi baş ağrıları, küme baş ağrısı gibi baş ağrısı tipleri yer alıyor.

Sekonder (ikincil) baş ağrıları:
Bu grupta beyinde ve/veya sistemik olarak bir hastalık bulunuyor ve ağrılar bu hastalıkla ilişkili oluyor. Baş ağrısının hangi grupta olduğunu belirlemek için, geniş bir anamnez, nörolojik muayene, beyin görüntülemesinin yanı sıra , kan ve idrar tahlilleri, EEG (elektroensefalografi), gereken durumlarda lomber ponksiyon(belden su alma) işlemleri yapılması gerekiyor.

MİGREN
En sık primer baş ağrısı nedeni olan migren, damarsal kökenli, akut ataklarla giden kronik bir hastalık. Kadınların ortalama yüzde 18’i, erkeklerin yüzde 6’sında görülüyor. Migrenli hastaların yaklaşık yüzde 70’inde ailede migren öyküsü bulunuyor. Migren atakları sırasında hastaların yüzde 80’inde şiddetli baş ağrısı ve buna eşlik eden bazı bulgular görülüyor. Bunların 1/3’ünde bu rahatsızlık hissi günlük işlerine devam etmelerini engelliyor ve yatak istirahati bile gerektirebiliyor. Hastalık, hem günlük yaşam kalitesini düşürmesi hem de iş gücü kaybı ile ciddi ekonomik yük oluşturuyor.

Belirtileri:
Uluslararası Baş ağrısı Birliği bazıları seyrek görülen birçok migren tipi belirlemiş. Auralı (öncül belirtili) migrende baş ağrısı öncesinde ışıklar, zik zaklar, renkler görme şeklinde çoğunlukla görsel belirtiler gelişiyor. Aurasız, yani öncül belirtileri olmayan migrende ataklar aniden ortaya çıkıyor. Migren atağı sırasında genelde sağ veya sol yarım baş ağrısı vardır. Bu ağrı zonklayıcı, orta veya çok şiddetli bir baş ağrısıdır. Ağrıya mide bulantısı, kusma isteği veya kusma, ışık ve sese karşı hassasiyet, bazen ağrı olan tarafta uyuşmalar da eşlik edebiliyor. Ataklar ortalama 4-72 saat sürebiliyor. Ataklar sırasında birçok hasta sessiz ve karanlık bir odada yatma ihtiyacı hissediyor.

Nedenleri neler?
Migren ataklarını tetikleyen bazı durumlar olabiliyor. Bunlar adet dönemi, yumurtlama dönemi, doğum kontrol hapı kullanımı, hormon yerine koyma tedavileri gibi hormon dengesinde değişiklik yapan durumlar, alkol, konserve yiyecekler, aspartam (tatlandırıcılarda bulunur) gibi maddeler, çikolata, eski peynir, öğün kaçırma gibi beslenme ile igili durumlar, stres, üzüntü, depresyon, aşırı fiziksel aktivite ve yorgunluk, aşırı ve parlak ışıklı, floresan aydınlatmanı mekanlar, uykusuzluk, aşırı uyku, damarlarda genişleme yapan bazı ilaçlardır.

Tanı nasıl konuyor?
Migren tanısı konması için bu özeliklerin yanı sıra hastanın gerekli incelemelerinin yapılıp baş ağrılarına neden olabilecek başka bir hastalığın olup olmadığının kanıtlanması gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?
Migrenin iki tip tedavisi var. Biri atağı durdurmaya diğeri ise ataklardan korumaya yönelik tedavidir. Atak tedavisi sadece atak sırasında kullanılıyor. Ağrıların şiddeti ile süresine ve hastanın durumuna göre basit ağrı kesiciler ya da özel migren ilaçlarından yararlanılıyor. Şiddetli bulantı-kusmaları ve atak sırasında aşırı huzursuzluğu olan hastalarda bu şikayetlere yönelik tedaviler gerekebiliyor. Ataklardan korumaya yönelik tedavinin birinci basamağı ise atağın sıklık ile şiddetini azaltmak. İkinci olarak da ilk basamak başarılı olduğu takdirde hastanın kullanmakta olduğu ağrı kesici miktarını azaltmak ve onun yaşam kalitesini yükseltmek. Kullanılan ilaçlar çok çeşitli gruplardan oluşuyor. Bunlar epilepsi(sara) ilaçları, depresyon ilaçları, hipertansiyon ilaçları, magnezyumlu bazı ilaçlar olarak gruplandırılabiliyor. Bu ilaçların hangisinin seçileceğine migrenin tipi, atakların sıklığı, ataklar sırasında eşlik eden şikayetlerin özellikleri, hastanın yaşı, başka hastalıklarının olup olmaması gibi durumlara göre ilgili hekim karar veriyor. Kadınların ortalama yüzde 18’i, erkeklerin yüzde 6’sında görülüyor.

GERİLİM TİP BAŞ AĞRILARI

Primer başağrıları grubundaki diğer bir ağrı tipini ise gerilim tipi baş ağrısı oluşturuyor. Bu baş ağrıları kaslarda gerginlik ve stres sonucu ortaya çıkıyor.

Tanı nasıl konuyor?
Gerilim ağrıları olan hastalar baş ağrılarını genelde basınç ya da gerilme şeklinde tarif ediyorlar. Ağrılar migrenin aksine hafif- orta şiddette seyrediyor. Genelde iki taraflıdır, aşırı fiziksel aktiviteyle alevlenmeleri olmuyor. Bulantı, kusma, ışık ve ses hassasiyeti olmuyor. Tanı için bu özeliklerin yanı sıra yine baş ağrısının başka hastalıkla ilişkili olmadığının kanıtlanması gerekiyor. Eğer yılda yaklaşık 180 günü ağrıyla geçirmeye neden oluyor ve her ağrı atağı 30 dakika ile 7 gün arası sürebiliyorsa tekrarlayan gerilim baş ağrısından söz ediliyor.

Nasıl tedavi ediliyor?
Şiddetli dönemlerde basit ağrı kesiciler kullanılabiliyor. Ancak sık tekrarlayan ataklar varsa koruyucu tedavi olarak, hastanın yaşı ve diğer hastalıkları göz önüne alınarak ilgili hekim tarafından depresyon ilaçlarına başlanabiliyor. Koruyucu tedavinin amacı yine kullanılan ağrı kesici miktarını azaltmak ve yaşam kalitesini arttırmak. Migren ve kronik gerilim tipi baş ağrıları olan hastalarda bazı psikiyatrik bozuklukların birlikteliğine oldukça sık rastlanıyor. Psikiyatrik problemlerin de ilgili uzman tarafından değerlendirilmesi tedavi başarısında artış sağlayabiliyor.

KÜME BAŞ AĞRILARI

Küme baş ağrılarında, saniyeler süren şiddetli ağrı atakları arka arkaya kümeler halinde geliyor. Bu tip baş ağrısı genelde erkeklerde görülüyor. Ağrı çoğunlukla göz çevresi ve şakakta yoğunlaşıyor ve tek taraflı oluşuyor. Gözde kızarma, yanma, sulanma gibi belirtiler olabilir. Ağrı çok hızlı başlıyor, 10-15 dakikada zirve yapıyor ve 30-45 dakikada sonlanıyor. Ataklar 7 gün de bir görülebileceği gibi yılda bir sıklığında da olabiliyor. Ağrısız dönemlerin süresi 2 haftadan yıllara kadar uzayabiliyor. Ataklar alkol, sigara ve damarlarda genişlemeye yol açan ilaçları kullanmakla tetiklenebiliyor.

Tanı nasıl konuyor?
Yukarıda belirtilen özelliklerin yanı sıra ağrıların başka bir hastalıkla ilişkili olmadığının tetkiklerle kanıtlanması gerekiyor.

Nasıl tedavi ediliyor?
Atak sırasında hastaya yüksek miktarda O2 solutuluyor ve migren ilaçları kullanılıyor. Atağı önlemek için hipertanisyon, epilepsi(sara) ilaçlarının bazıları ve bazı ilaçlara, ilgili hekim kontrolünde başlanabiliyor. Genellikle migren ve gerilim baş ağrılarında tedavinin başarısız olmasının en önemli nedeni, hastanın tedaviye uyum göstermemesi. Özellikle koruyucu tedavilerin etkileri 3 haftadan sonra ortaya çıkıyor ve ilk haftada bazı yan etkileri olabiliyor. Hastalar ilaçları ilk hafta içinde ya da 3 haftalık periyod sonunda bırakabiliyor. Bir grup hasta da tedavide başarı sağlandığı anda iyi olduğunu düşünerek tedavisini yarıda bırakıyor. Tedavi edilmemiş farklı türden baş ağrıları günlük kronik baş ağrısı denilen ve genellikle hemen hiç geçmeyen, tedavisi oldukça güç olan bir baş ağrısı tipine dönüşebiliyor. Bu nedenle tüm tedavilerin ilgili hekim tarafından belirlenmesi ve takip edilmesi gerekiyor.





 

 

Kaynak : Sabah Gazetesi 11 Aralık 2004

Anne ve babasında migren olan yüzde 75 risk altında

Migren; stres, açlık, uykusuzluk, parlak ışık, lodos ve sigara gibi etkenlerle atağa geçiyor. Migreni tetikleyen bu faktörleri tanımak, önlem almanızı sağlayabilir. Anne ve babasında migren olanlar ise, yüzde 75 risk altında...

Sık sık tekrarlayan baş ağrısı nöbetlerinizin migren olup olmadığını merak ediyorsanız, migrenin tipik belirtilerinin sizde olup olmadığına dikkat edin. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nörolojik Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aksel Siva, migren hakkındaki sorularımızı yanıtladı...

* Baş ağrılarımızın migren kaynaklı olup olmadığını nasıl anlarız?
Migren çoğu zaman başka tür baş ağrıları ile karışmaz. Bununla birlikte, migren kişiden kişiye bazı farklılıklar gösterdiğinden mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir. Migren tanısı kişinin verdiği bilgilere dayanılarak konulur. Laboratuvar veya görüntüleme yöntemi kullanılmadığı için gerilim tipi baş ağrısı ile karıştırılabilir.

* Migrenin tipik özellikleri nelerdir?
Genelde migren ağrısı önce enseden ya da başın bir tarafından başlar, bir-iki saat içinde giderek şiddetlenir ve çoğu zaman zonklayıcı bir ağrı şeklinde sürer. İlaç alınmadığında ağrı bir-iki gün bile sürer. Bu dönemde sıklıkla bulantı, kusma, iştahsızlık gibi başka belirtiler görülür. Kişinin yaşamında ilk kez gelen ve yaşamının en şiddetli baş ağrısı olarak tanımlayabileceği durumlarda hiç vakit geçtirmeden beyin kanaması ya da menenjit riski açısından sağlık kuruluşuna gitmesi gerekir.

KADINLARDA DAHA SIK
* Migren tehlikeli midir?
Her baş ağrısı migren değildir. Bazı baş ağrıları önemli bir hastalığın işareti olabilir. Migren ciddi bir rahatsızlık hissi ve yaşam kalitesinde düşmeye neden olmakla birlikte, genellikle yaşamı tehlikeye sokan bir hastalık değildir.

* Migrenin kadınlarda daha sık rastlandığı doğru mu?
Evet, migren kadınlarda daha sık görülmektedir. Türkiye'de baş ağrısı ve migren konusunda 1998 yılında tamamlanan Türk Baş Ağrısı Epidemiyolojisi Çalışma Grubu'nun verilerine göre; 15-55 yaş grubu arasında kişilerde Türkiye'de migren görülme sıklığı kadınlarda yüzde 21.8, erkeklerde yüzde 10.9'dur.

* Sıklıkla hangi yaşta görülür?
Migrenin 35-40 yaşları arasında, kadınlarda ve erkeklerde en yüksek oranda görüldüğü bilinmektedir. Bu dönem, hastanın en aktif ve verimli olduğu dönemdir. Migren bu haliyle, önemli bir sosyo-ekonomik kayba neden olur.

* Migren kalıtsal mıdır?
Genellikle pek çok migren hastasının ailesinde başka bir migren hastası daha bulunur. Çalışmalara göre; eğer anne-babadan birinde migren varsa, çocukta da olma riski yüzde 50'dir. Eğer her ikisinde de migren varsa, çocukta da yüzde 75 olasılıkla migren olacaktır.

YAŞLANINCA HAFİFLİYOR
* Migren hastalarında ağrı dönemi ne sıklıkla yaşanır?
Ağrının sıklığı kişiye ve migreni başlatan etkenlere göre değişkenlik gösterir. Migren sıklığı yaş ilerledikçe azalır.

* Hava koşulları migreni etkiler mi?
Parlak güneş ışığı, sıcak, nem, hava basıncındaki ani değişiklikler migreni tetikleyebilir. Yapılan çalışmalar, her migreni olan kişide hava koşullarının tetikleyici bir faktör olmadığını göstermiştir. Ancak, birçok migrenli lodosun varlığında baş ağrısı ataklarının daha çabuk geldiğini belirtmektedir.

SABAH SAATLERİ RİSKLİ
* Migrenin sebebi psikolojik de olabilir mi?
Hayır. Daha önceleri migrenin belli bir kişilik profiline sahip olan mükemmeliyetçi insanlarda ortaya çıktığı düşünülürdü. Ancak son 15 yıldır yapılan araştırmalar migren hastalarının kişilik profillerinin migreni olmayanlardan pek de farklı olmadığını gösterdi. Günümüzde migren ayrı bir nörolojik hastalık olarak değerlendiriliyor.

* Neler migreni tetikler?
Stres, açlık, uykusuzluk, parlak ışık, hava değişimleri, lodos, aşırı veya az uyku, alınan bazı gıdalar, menstruasyon dönemi, gebelik, doğum kontrol haplarının kullanımı ve sigara migren krizini tetikleyebilir.

* Migreni nelerin tetiklediğini nasıl keşfedebiliriz?
Bunun en iyi yolu; bir migren günlüğü tutmaktır. Bu günlüğe baş ağrılarınızın zamanını ve yediğiniz-içtiğiniz her şeyi kaydedin. Baş ağrısının başlamasıyla tetikleyici faktörün alınması arasında biraz zaman geçebilir ve aradaki bağlantıyı kurmanız birkaç hafta alabilir. Bazı hastalar diyet soda ya da şekersiz sakızın nöbeti tetiklediğini fark edince şaşırırlar, bazen de suçlular; çerez ve çikolata olabilir.

 
 

Kaynak : Sabah Gazetesi

Migren; stres, açlık, uykusuzluk, parlak ışık, lodos ve sigara gibi etkenlerle atağa geçiyor. Migreni tetikleyen bu faktörleri tanımak, önlem almanızı sağlayabilir. Anne ve babasında migren olanlar ise, yüzde 75 risk altında...

Sık sık tekrarlayan baş ağrısı nöbetlerinizin migren olup olmadığını merak ediyorsanız, migrenin tipik belirtilerinin sizde olup olmadığına dikkat edin. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nörolojik Bilimler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aksel Siva, migren hakkındaki sorularımızı yanıtladı...

* Baş ağrılarımızın migren kaynaklı olup olmadığını nasıl anlarız?
Migren çoğu zaman başka tür baş ağrıları ile karışmaz. Bununla birlikte, migren kişiden kişiye bazı farklılıklar gösterdiğinden mutlaka doktor tarafından değerlendirilmelidir. Migren tanısı kişinin verdiği bilgilere dayanılarak konulur. Laboratuvar veya görüntüleme yöntemi kullanılmadığı için gerilim tipi baş ağrısı ile karıştırılabilir.

* Migrenin tipik özellikleri nelerdir?
Genelde migren ağrısı önce enseden ya da başın bir tarafından başlar, bir-iki saat içinde giderek şiddetlenir ve çoğu zaman zonklayıcı bir ağrı şeklinde sürer. İlaç alınmadığında ağrı bir-iki gün bile sürer. Bu dönemde sıklıkla bulantı, kusma, iştahsızlık gibi başka belirtiler görülür. Kişinin yaşamında ilk kez gelen ve yaşamının en şiddetli baş ağrısı olarak tanımlayabileceği durumlarda hiç vakit geçtirmeden beyin kanaması ya da menenjit riski açısından sağlık kuruluşuna gitmesi gerekir.

KADINLARDA DAHA SIK
* Migren tehlikeli midir?
Her baş ağrısı migren değildir. Bazı baş ağrıları önemli bir hastalığın işareti olabilir. Migren ciddi bir rahatsızlık hissi ve yaşam kalitesinde düşmeye neden olmakla birlikte, genellikle yaşamı tehlikeye sokan bir hastalık değildir.

* Migrenin kadınlarda daha sık rastlandığı doğru mu?
Evet, migren kadınlarda daha sık görülmektedir. Türkiye'de baş ağrısı ve migren konusunda 1998 yılında tamamlanan Türk Baş Ağrısı Epidemiyolojisi Çalışma Grubu'nun verilerine göre; 15-55 yaş grubu arasında kişilerde Türkiye'de migren görülme sıklığı kadınlarda yüzde 21.8, erkeklerde yüzde 10.9'dur.

* Sıklıkla hangi yaşta görülür?
Migrenin 35-40 yaşları arasında, kadınlarda ve erkeklerde en yüksek oranda görüldüğü bilinmektedir. Bu dönem, hastanın en aktif ve verimli olduğu dönemdir. Migren bu haliyle, önemli bir sosyo-ekonomik kayba neden olur.

* Migren kalıtsal mıdır?
Genellikle pek çok migren hastasının ailesinde başka bir migren hastası daha bulunur. Çalışmalara göre; eğer anne-babadan birinde migren varsa, çocukta da olma riski yüzde 50'dir. Eğer her ikisinde de migren varsa, çocukta da yüzde 75 olasılıkla migren olacaktır.

YAŞLANINCA HAFİFLİYOR
* Migren hastalarında ağrı dönemi ne sıklıkla yaşanır?
Ağrının sıklığı kişiye ve migreni başlatan etkenlere göre değişkenlik gösterir. Migren sıklığı yaş ilerledikçe azalır.

* Hava koşulları migreni etkiler mi?
Parlak güneş ışığı, sıcak, nem, hava basıncındaki ani değişiklikler migreni tetikleyebilir. Yapılan çalışmalar, her migreni olan kişide hava koşullarının tetikleyici bir faktör olmadığını göstermiştir. Ancak, birçok migrenli lodosun varlığında baş ağrısı ataklarının daha çabuk geldiğini belirtmektedir.

SABAH SAATLERİ RİSKLİ
* Migrenin sebebi psikolojik de olabilir mi?
Hayır. Daha önceleri migrenin belli bir kişilik profiline sahip olan mükemmeliyetçi insanlarda ortaya çıktığı düşünülürdü. Ancak son 15 yıldır yapılan araştırmalar migren hastalarının kişilik profillerinin migreni olmayanlardan pek de farklı olmadığını gösterdi. Günümüzde migren ayrı bir nörolojik hastalık olarak değerlendiriliyor.

* Neler migreni tetikler?
Stres, açlık, uykusuzluk, parlak ışık, hava değişimleri, lodos, aşırı veya az uyku, alınan bazı gıdalar, menstruasyon dönemi, gebelik, doğum kontrol haplarının kullanımı ve sigara migren krizini tetikleyebilir.

* Migreni nelerin tetiklediğini nasıl keşfedebiliriz?
Bunun en iyi yolu; bir migren günlüğü tutmaktır. Bu günlüğe baş ağrılarınızın zamanını ve yediğiniz-içtiğiniz her şeyi kaydedin. Baş ağrısının başlamasıyla tetikleyici faktörün alınması arasında biraz zaman geçebilir ve aradaki bağlantıyı kurmanız birkaç hafta alabilir. Bazı hastalar diyet soda ya da şekersiz sakızın nöbeti tetiklediğini fark edince şaşırırlar, bazen de suçlular; çerez ve çikolata olabilir.